İçten içe sanallaşmaya mahkûm edildik!

Geçmişten günümüze ne çok şey değişti, değil mi? İyi şeyler aynı kalırken, kötülükler evrimleşe evrimleşe hayatımızın içinde olmaya devam ediyor. Hayatımızda kötülük had safhada; bu kötülüklerin çoğu iyilik altında yapılıyor aslında. Birçok örneği mevcut, sadece biraz durup düşünmek gerekiyor. Size biraz iyilik altında yapılan kötülükleri anlatmak istiyorum. Baktığımızda, bilinçli ya da bilinçsiz ilk kötülüğü bize […]

Geçmişten günümüze ne çok şey değişti, değil mi?

İyi şeyler aynı kalırken, kötülükler evrimleşe evrimleşe hayatımızın içinde olmaya devam ediyor.

Hayatımızda kötülük had safhada; bu kötülüklerin çoğu iyilik altında yapılıyor aslında. Birçok örneği mevcut, sadece biraz durup düşünmek gerekiyor.

Size biraz iyilik altında yapılan kötülükleri anlatmak istiyorum. Baktığımızda, bilinçli ya da bilinçsiz ilk kötülüğü bize ebeveynlerimiz yapıyor. İyi olalım diyerek bizlerin hatalarını görmezden gelip, üstüne bir de ödüllendirildik.

Sonrasında neler oldu biliyor musunuz?
İyiliğimiz için kötülüğe sürüklendik.

Bu yapı ilk başta aile evinde başladı. Bazıları kötülüklere aldırış etmeden iyilikle yoluna devam ederken, kimileri iyice kötülüğe sürüklendi.

Günümüzün en büyük kötülüğü sanal ortamlar. Bugün bir haber yayımladık: 15 yaşından küçük çocuklar sosyal medya kullanamayacak. Bunun için Meclis’te görüşmeler yapılacak. Umut ediyorum ki kabul edilir.

Gözlemlediğim en büyük kötülükler, sanal âlem dediğimiz yerden geliyor…

Küçük yaştaki çocukların hayata erken başlaması, kontrolsüzlük ve en önemlisi yanlış özgürlük anlayışları.

Geçenlerde bir otobüs yolculuğunda, yaşları henüz 18 yaşını doldurmamış iki erkek çocuğun konuşmasına denk geldim. İnanılır gibi değildi; çocuklar cinsel deneyimlerini ve bunun sonucunda bir kızın hamile kalıp düşük yaptığını toplum içinde, bağıra bağıra rahatça dile getirdiler.

Gerçekten özgürlük bu mu?

Sanal kötülüğün bir diğer unsuru da dinî, ahlaki boyutu. Bugün bir kızın videosu gündeme düştü; erkek arkadaşı namaz kılarken kız orada dans ediyor ve bu olay camide gerçekleşiyor.

Özgürlük, ahlakı ve dini yok saymak mı?

Sanal ortamlar artık 7’den 70’e herkesin parmağının ucunda. Neden bu sanal ortamın faydalarını kullanmak yerine daha çirkin tarafları kullanılıyor?

Zihinlerimiz de sanallaştı ve bu zihinsel sanallaşma, fizikî sanallaşmayı da getirdi.

Değinmek istediğim ve aslında beni en çok üzen detay ise sanal kumar ve bahis sonuçlarının ölüm olması. Geçenlerde bir sohbet arasında kumar konuşuldu. Bir tanıdığımın aile üyesi, 70 küsur yaşında bir adam kumar oynuyor. Fakat fizikî kumar; parası bitince evine dönüyor. Fakat henüz kendisi sanal kumar sitelerinin farkında değil. Bugün 37 yaşında bir öğretmenin sanal kumar bağımlılığı yüzünden intihar ettiğini gördük. Bunun gibi birçok örnek var.

Sanal hayat gün geçtikçe bizleri içine çekiyor. İçten içe sanallaşmaya mahkûm edildik.

Sosyal medya hesaplarında yalan gülücükler, herkesin imrendiği hayatlar oldu. Fabrikada alın teri dökerek çalışan işçiler, kamera karşısında video çekerek zenginleşen insanlara imrenir oldu. İlla hepiniz görmüşsünüzdür: “Pandemi zamanı video çekseydim, şu an işe gitmek zorunda olmazdım” videolarını.

Hayatımız tam anlamıyla sanala taşınmış durumda. Fizikî olarak elde edilemeyen her şey sanalda mevcut.

Hatırlar mısınız, bir sokak röportajında bir hocamız “Türkiye’de sosyal çürüme var” demişti. Çok haklı; şu an Türkiye, bırakın sosyal çürümeyi, geçti. Türkiye artık sanal bir ülke hâline geldi.

Exit mobile version