3. BÖLÜM: KÖKSÜZ GENÇLİK VE “SHOW”A DÖNÜŞEN ÖLÜM
Bir önceki bölümde, “ahlak” kılıfı altındaki çürümeyi ve canavarların nasıl türediğini konuşmuştuk. Ancak bugün karşı karşıya olduğumuz tablo, sadece basit bir şiddet sarmalı değil; ölümün, cinayetin ve vahşetin birer “sosyal medya performansına” dönüştüğü karanlık bir çağdır. Gençlerimiz artık sadece ölmüyor ya da öldürmüyor; bu eylemleri kameralar önünde, önceden kurgulanmış birer “show” gibi sahneliyorlar.
Köksüzlüğün Yarattığı Dehşet
Bir ağaç kökü kadar toprağa bağlı değilse, rüzgar onu her yere savurur. Bugünün gençliği; tarihinden, asaletinden, gerçek maneviyattan ve aile bağlarından kopartılarak “köksüz” bırakıldı. Eğitim sistemi onlara bir “aidiyet” veremedi. Geleneksel değerler “siyasi birer araç” gibi sunulduğu için gençler bu değerlere sırtını döndü. Bu köksüzlük, büyük bir kimlik krizini doğurdu. Kendi topraklarında yabancılaşan gençlik, sığınacak limanı internetin en karanlık dehlizlerinde, “incel” gruplarında, şiddet güzellemesi yapan karanlık forumlarda buldu.
Ölümün Estetize Edilmesi: Show Başlıyor!
Surlardaki vahşeti, okul koridorlarındaki saldırıları hatırlayın. Failin eylemden önce çektiği videolar, bıraktığı notlar, giydiği kostümler… Hepsi birer “alkış” beklentisiyle kurgulanmış. Gençler, yaşarken bulamadıkları “görünür olma” ihtiyacını, öldürürken ve ölürken karşılamaya çalışıyorlar. Ölüm, kutsallığını yitirip birer “içerik” (content) haline geldiğinde, insan canının kıymeti bir “beğeni” sayısına düşüyor. Eğitim sistemimiz, çocuğu sınav sonuçlarına göre puanlayıp “nesneleştirdikçe”, çocuk da ötekini ve kendini bir “nesne” olarak görmeye, yok etmeye başlıyor.
Dijital Dehlizler ve Sahte Kahramanlar
Biz okul bahçelerine cami yapmakla uğraşırken, çocuklarımız telefon ekranlarındaki karanlık dehlizlerde kayboldu. İnternetin denetimsiz mecraları, yalnız kalmış, itilmiş ve köksüz bırakılmış gençlere “sahte kahramanlıklar” vaat ediyor. Şiddet, bu mecralarda bir “erkeklik ispatı” veya “sisteme başkaldırı” gibi pazarlanıyor. Okulda, evde, camide kendine yer bulamayan genç, o karanlık forumlarda “takdir” edildiğini hissettiği an, eline bıçağı alıp sokağa çıkıyor.
Çözüm Nerede?
Çözüm, daha fazla yasak koymakta ya da daha fazla beton binayı “okul” diye açmakta değil. Çözüm, gencin elinden sadece telefonu almakta da değil. Çözüm; onun ruhundaki o devasa boşluğu, dijital çöplüklerle değil, gerçek bir karakter restorasyonu ile doldurmakta. Gençliğe, bir “show”un figüranı değil, kendi hayatının ve asaletinin öznesi olduğunu hatırlatmak zorundayız.
Ölümü alkışlayan bir nesilden, hayatı kutsayan bir nesle geçişin tek yolu, onları “köklendirmektir”. Onlara öyle bir asalet aşılamalıyız ki, şiddetin karanlığı o asalet karşısında sadece birer zavallılık olarak kalsın.
Devam Edecek :
Yarın :Katiller Sürüsü mü İnsan mı ? Eğitimde Yanlış İlmek

