BALAT’TA BİR ANTİKA HIRSIZLIĞI” BÖLÜM 2

Anayasa’ya Paralel Yargı: Fener’in Sözde ‘Patrik Mahkemesi'” Yazı dizimizin ilk bölümünde Balat’taki o meşhur antika hırsızlığını ve zanlı Agathangeleos Siskos’un “saati elimde unutmuşum” şeklindeki trajikomik savunmasını ele almıştık. Ancak asıl skandal, kelepçelerin takılması gereken yerde, cübbelerin ardına gizlenen o karanlık “yargı” mekanizmasında saklı. Türkiye Cumhuriyeti bir hukuk devletidir. Anayasamızın 9. maddesi der ki: “Yargı yetkisi, […]

Anayasa’ya Paralel Yargı: Fener’in Sözde ‘Patrik Mahkemesi'”

Yazı dizimizin ilk bölümünde Balat’taki o meşhur antika hırsızlığını ve zanlı Agathangeleos Siskos’un “saati elimde unutmuşum” şeklindeki trajikomik savunmasını ele almıştık. Ancak asıl skandal, kelepçelerin takılması gereken yerde, cübbelerin ardına gizlenen o karanlık “yargı” mekanizmasında saklı.

Türkiye Cumhuriyeti bir hukuk devletidir. Anayasamızın 9. maddesi der ki: “Yargı yetkisi, Türk Milleti adına bağımsız ve tarafsız mahkemelerce kullanılır.” Peki, İstanbul’un göbeğinde, Fener Rum Patrikhanesi’nin duvarları ardında bu madde neden askıya alınıyor?

Zanlının Kendi İtirafı: “Mahkeme Üyesiyim”

Hırsızlık zanlısı Siskos’un biyografisine baktığımızda, karşımıza çıkan ibare kan dondurucudur. Siskos, 5 Ocak 2013 tarihinde bizzat Başpapaz Barthelemeos tarafından Patrik Mahkemesi Üyeliği’’ne kabul edildiğini açıkça beyan ediyor.

Bu ne demektir? Bu, Fener Rum Patrikhanesi’nin Türkiye Cumhuriyeti yasalarını tanımayarak, kendi içinde bağımsız bir “yargı erki” oluşturduğunun açık bir itirafıdır. Lozan Barış Antlaşması ile siyasi ve adli yetkilerinden arındırılan, sadece dini bir kurum statüsünde kalan Patrikhane, bugün Balat’ta adeta “Vatikanvari” bir şehir devleti gibi hareket etmektedir.

Paralel Bir Hukuk Düzeni

Siskos’un hırsızlık olayından sonra Türk adli makamlarınca alelacele serbest bırakılması tesadüf müdür? Yoksa “Siz karışmayın, biz kendi mahkememizde yargılarız” diyen gizli bir elin müdahalesi mi?

Nitekim öyle de oldu. Türk mahkemeleri yerine, bizzat Barthelemeos’un talimatıyla “Patrik Mahkemesi” toplandı, Siskos’un savunmasını aldı ve
25 Nisan 2023 tarihinde “görevden el çektirme” kararı vererek dosyayı kendi içinde kapattı.

Soruyorum:

  1. Türkiye Cumhuriyeti sınırları içerisinde, bir Türk vatandaşı veya burada ikamet eden bir yabancı, suç işlediğinde hangi mahkemeye hesap verir? Çağlayan Adliyesi’ne mi, yoksa Balat’taki ruhani meclise mi?

 

  1. Anayasa’nın 10. maddesindeki “Kanun önünde eşitlik” ilkesi, cübbe giyenler için geçerli değil midir?

  2. Bir dini kurumun kendi personelini yargılama yetkisi varsa, yarın öbür gün başka yapılar da kendi “mahkemelerini” kurmaya kalkarsa devletin otoritesi nerede kalır?

Lozan’ın Delinen Sınırları

Fener Rum Patrikhanesi, “Ekümenlik” maskesi altında adım adım bağımsız bir hukuk bölgesi yaratma peşindedir. Siskos vakası, bu paralel yargı düzeninin sadece küçük bir su yüzüne çıkmış kısmıdır. Eğer biz bugün bir antika hırsızının Türk hakimi karşısına çıkmamasını normal karşılarsak, yarın devletin tapusu olan Lozan’ın sadece kağıt üzerinde kaldığını acı bir şekilde tecrübe ederiz.

Unutulmasın ki; Türkiye Cumhuriyeti’nde adaletin tek adresi bağımsız Türk mahkemeleridir. Balat’ta kurulan o sözde mahkemeler, egemenliğimize vurulan bir prangadır.

Yarınki  bölümde; bu hukuksuzluğun neden görmezden gelindiğini ve Türk yargısının bu “görünmez barikat” karşısında neden susturulduğunu derinlemesine inceleyeceğiz.

Devam Edecek:

Yarın: “Egemenlik Devredilemez: Türk Yargısı Neden Susturuldu?”

                                                                                              Vedat ÇALIK

Exit mobile version