“Lozan’ın İnfazı: Ekümenlik Maskesiyle Gelen Bağımsızlık İddiası”
Yazı dizimizin başından beri Balat’taki bir antika hırsızlığının nasıl olup da bir “yargı muafiyetine” dönüştüğünü basamak basamak inceledik. Şimdi madalyonun öteki yüzüne, asıl büyük plana bakma vaktidir. Bir hırsızın Türk adliyesinden kaçırılıp Kilise koridorlarında “yargılanması”, aslında bir buzdağının görünen kısmıdır. Bu buzdağının adı; Lozan’ın İnfazı’dır.
24 Temmuz 1923’te imzalanan Lozan Barış Antlaşması, Türkiye Cumhuriyeti’nin tapusudur. Bu tapuda Fener Rum Patrikhanesi’nin yeri net bir şekilde çizilmiştir: Siyasi ve adli yetkilerden arındırılmış, sadece İstanbul’daki Rum azınlığın dini ihtiyaçlarını karşılayan “mahalli” bir kurum.
Maskeli Balo: Ekümenlik
Bugün gelinen noktada Patrikhane, Lozan’ın kendisine çizdiği bu dar elbiseyi yırtıp atmak istemektedir. “Ekümenlik” (evrensellik) sıfatı, masum bir dini terim gibi pazarlansa da aslında siyasi bir bağımsızlık iddiasıdır. İstanbul’un göbeğinde, Türkiye Cumhuriyeti yasalarından azade, Vatikan benzeri bir “şehir devleti” kurma hayalinin maskesidir.
Agathangeleos Siskos vakası bu hayalin bir provasıdır. Eğer bir kurum, kendi personeli suç işlediğinde “Onu Türk mahkemeleri değil, benim kurduğum mahkeme yargılar” diyebiliyorsa, orada Lozan Antlaşması fiilen infaz edilmiş demektir. Çünkü egemen bir devlet, kendi toprakları üzerinde “paralel yargı” tanımaz.
Adım Adım Bağımsızlık
Patrikhanenin “Patrik Mahkemesi” kurması, resmi atamalar yapması ve uluslararası arenada devlet başkanı protokolüyle ağırlanması, Lozan’ın ruhuna aykırıdır. 1924’ten önce sahip oldukları imtiyazları (imtiyazat-ı mahsusa) özleyenler, bugün “dinler arası diyalog” ve “insan hakları” gibi kavramların arkasına sığınarak Türkiye’nin hukuk birliğini delmektedir.
Sormak zorundayız:
Lozan’da “siyasi yetki yok” denmesine rağmen, Patrikhane hangi kanuna dayanarak “mahkeme” kurmaktadır?
Türkiye Cumhuriyeti Devleti, kendi başkentinde veya herhangi bir ilinde bir cemaatin kendi mahkemesini kurmasına izin verir mi? Vermezse, Fener Rum Patrikhanesi’ne bu “ayrıcalık” neden tanınmaktadır?
Egemenliğin Sınır Hattı: Balat
Siskos’un çaldığı o antika saatin akrep ve yelkovanı, Türkiye için tehlikeli bir noktayı işaret ediyor. Biz “hoşgörü” dedikçe, onlar “bağımsızlık” adımları atıyor. Biz “Lozan” dedikçe, onlar “Ekümenlik” maskesiyle bu kaleyi içten fethetmeye çalışıyor.
Bir antika hırsızının yargılanamaması, sıradan bir adli hata değildir; devletin yargı yetkisinin bir kısmını gayriresmi olarak devretmesidir. Bu durum, Türkiye Cumhuriyeti’nin üniter yapısına vurulmuş bir hançerdir.
Yazı dizimizin final bölümünde; bu hukuksuzluğa karşı sessiz kalmayacağımızı haykıracak ve Cumhuriyet Savcılarını göreve davet eden o somut adımı, yani “Suç Duyurusu” sürecini ele alacağız.
Devam Edecek : Yarın :“Hukuk Göreve: Patrikhane ve Başpapaz Barthelemeos’a Suç Duyurusu ve Ulusal Onur”
Vedat ÇALIK

