NİCOMEDİA’NIN ÇIĞLIĞI – TARİHİN KAYIT DIŞI BIRAKILMASI  1:Bölüm

İmparatorluk Başkentinin Sessizliği Bir kentin hafızası, sadece üzerinde yükselen modern binalar veya tabelalar değildir. Bir kentin gerçek hafızası, toprağın derinliklerinde uyuyan, ait olduğu katmanda “tarihsel bir dil” ile konuşan taşlar, çanak çömlek parçaları ve o kentin mühendislik dehasını kanıtlayan mimari izlerdir.  Nikomedia, yani bugünkü adıyla İzmit, Roma İmparatorluğu’nun dört ana başkentinden biri olarak, insanlık tarihinin […]

İmparatorluk Başkentinin Sessizliği

Bir kentin hafızası, sadece üzerinde yükselen modern binalar veya tabelalar değildir. Bir kentin gerçek hafızası, toprağın derinliklerinde uyuyan, ait olduğu katmanda “tarihsel bir dil” ile konuşan taşlar, çanak çömlek parçaları ve o kentin mühendislik dehasını kanıtlayan mimari izlerdir.

 Nikomedia, yani bugünkü adıyla İzmit, Roma İmparatorluğu’nun dört ana başkentinden biri olarak, insanlık tarihinin en önemli medeniyet merkezlerinden biridir.

 Ancak bugün bu toprakların altında derin bir sessizlik hakim; bu sessizlik sadece toprağın ve zamanın ağırlığından değil, insan eliyle yaratılan bir “kayıt dışılık” ve ihmalkarlıktan kaynaklanıyor.

Arkeoloji, bir dedektiflik hikayesinden ziyade, insanlığın varoluşuna dair tutulan en büyük “notlar” bütünüdür.

 Kazı sahasında tutulan “Kazı Defteri”, bir arkeoloğun ve o sahada bulunan Müze Temsilcisi’nin vicdanıdır.

Kazı defteri, günün sonunda o toprağın altından ne çıkarıldığının, hangi koordinatta, hangi katmanda ve ne şekilde bulunduğunun yegane kanıtıdır.

Bir eserin tarihsel değerini belirleyen, sadece onun estetiği değil, bulunduğu kontekst yani “bağlam”dır.

Şimdi sormak zorundayız: Eğer kazı defteri tutulmuyorsa, tarih kimin için yazılıyor?

Bir kazı sahasında defter tutulmaması veya eksik kayıt girilmesi, sadece teknik bir bürokratik ihmal değildir.

Bu, o eserin “yok hükmünde” sayılmasına, bilimsel bağlamından koparılarak tarihten çalınmasına davetiye çıkarmaktır.

Kayıt defterleri, geçmiş ile gelecek arasında kurulan köprünün harcıdır. Bu harç eksik bırakıldığında, ortaya çıkan devasa imparatorluk sarayları, renkli rölyefler veya kentin binlerce yıllık dokusu, bilimsel birer veri olmaktan çıkıp “belirsiz birer meta” haline gelir.

Bizler, Kintsugi Karakter Restorasyonu felsefesini benimseyenler olarak; bir toplumun kırıklarını ancak o kırıkların nereden geldiğini bilerek onarabileceğimize inanıyoruz. Nikomedia’nın toprakları, karakterimizin ve medeniyetimizin kırık parçalarını barındırıyor. Ancak bu parçaları envanterin dışına itmek, kayıt defterlerine yazmamak, bu kentin ruhuna yapılan en büyük haksızlıktır.

Tarih, sessizliğe gömülmeyi hak etmiyor. Bir medeniyetin başkentini kazarken defter tutmamak, o medeniyetin üzerine bir perde çekmektir.

Bu yazı dizisi, işte o perdeyi kaldırmak, tarihin kayıt dışı bırakılan çığlığını duyurmak ve “insanın insan kalma mozaiği” içindeki yerini yeniden hatırlatmak için kaleme alınmıştır.

Envanter: Tarihin Tapusu

Bir eser, toprağın bağrından gün yüzüne çıkarıldığı anda artık bir “obje” olmaktan çıkar; o, insanlık mirasının bir parçası haline gelir. Ancak modern dünyada, özellikle bürokratik bir mekanizmanın işlediği Türkiye’de, bir eserin “varlığı” ancak ve ancak müze envanter defterine işlenmesiyle hukuki bir karşılık bulur. Envanter, aslında tarihin tapusudur.

Bir eserin envantere girmemesi, onun “kayıt dışı” bir hayalete dönüşmesi demektir. 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu’nun temel felsefesi, her türlü kültür varlığını devletin “rüçhan hakkı” ile güvence altına almaktır. Ancak bu koruma kalkanı, ancak doğru bir kayıt sistemiyle işlev kazanır. Kazı sahasından çıkan bir rölyef, bir seramik parçası veya mimari bir öğe, müze kayıtlarına girdiği an koruma altına alınır; artık o eser satılamaz, kaçırılamaz ve “sahipsiz” sayılamaz.

Peki, envanter fişlerine işlenmeyen eserlerin akıbeti ne olur?

Kayıt altına alınmayan her eser, kaçakçılık sektörünün iştahını kabartan birer “meta” haline gelir. Envanter fişi, eserin sadece ölçülerini ve fotoğrafını değil; o eserin “kime” ait olduğunun, yani “Devletin” olduğunun tescilidir. Envanter fişi tutulmayan bir kazı sahası, aslında kendi mirasından vazgeçen bir anlayışın göstergesidir. Bir parçanın envanter sisteminin dışına itilmesi, onun bilimsel literatürden silinmesi, yani tarih sahnesinden tamamen çıkarılmasıdır.

Kocaeli, sanayinin yoğun olduğu ve yer altına her kepçe vuruşunda bir tarihle karşılaştığımız bir coğrafya. Çukurbağ’da veya kentin başka bir noktasında bulunan eserler, bu kentin sadece “geçmişini” değil, aynı zamanda “gelecekteki kültürel derinliğini” oluşturuyor. Eğer bir arkeolog, bir müze yetkilisi veya bir kazı temsilcisi, elindeki eseri envanter defterine işlemeden “bir kenara bırakıyorsa”, bu sadece bir ihmal değil, ortak mirasımıza karşı işlenmiş bir kusurdur.

Bizler, Kintsugi Karakter Restorasyonu vizyonuyla, toplumun bozulan adalet ve asalet duygusunu yeniden inşa etmeye çalışıyoruz. Bir envanter fişi, sadece kağıt üzerinde bir sayıdan ibaret değildir; o, adaletin ve dürüstlüğün temsilidir. Eserin kayıt altına alınması, o medeniyetin hak ettiği saygıyı görmesidir.
Kayıt dışı bırakılan her parça, mozaik taşlarımızın eksik kalmasına, yani bütünün zedelenmesine neden olur.

Nikomedia’nın mirası, birilerinin ihmali veya kötü niyetli bir kayıtsızlığı altında yok olmaya mahkum değildir. Devletin tapusu olan envanter sisteminin işletilmesi, sadece bir zorunluluk değil, tarihsel bir vicdan meselesidir. Tarihi kayıt altına almayanlar, gelecekte kendilerini de kayıt dışı kalmış bir boşlukta bulacaklardır.

Devam Edecek

Exit mobile version