Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
Sosyal Medya
Masaüstü Reklam 1
Masaüstü Reklam 1
Masaüstü Reklam 1
Vedat Çalık
Vedat Çalık

TEMİZ ELLER VE ADALETİN AĞIRLIĞI: HIRSIZIN HİÇ Mİ SUÇU YOK?

​1990’ların başında İtalya’da fırtınalar koparan o meşhur ” Mani Pulite”, yani “Temiz Eller Operasyonu” dünya hukuk ve siyaset tarihine altın harflerle yazılmıştı.
Siyasetçi-bürokrat-sermaye üçgenindeki rüşvet çarkları patladığında, yolsuzluğa bulaşan kim varsa adalet karşısına çıkarılmış, kamuoyu da bu büyük temizliği alkışlarla karşılamıştı.

​O günlerde Türkiye dâhil tüm dünyada vicdan sahibi herkes aynı umudu taşımıştı: Bürokrasideki rüşvetçileri, doğrudan temin yağmacılarını, kamu kaynağını kendi şahsi kasasına akıtanları vuracak böyle bir “Temiz Eller Operasyonu” bir gün bizim ülkemize de uğrar mı?

​İşte bugün; İçişleri Bakanlığı mülkiye müfettişlerinin somut incelemeleri, MASAK raporları, savcılık dosyaları ve tanık ifadeleriyle belgelenen yolsuzluk adımlarına karşı adli makamlar düğmeye bastığında, hepimizin öncelikle sorması gereken soru kamu vicdanıdır.

​Ancak ne yazık ki, belgelenmiş usulsüzlüklerin ve yüz kızartıcı suçlamaların üzeri anında siyasi kılıflarla örtülmeye çalışılıyor.

​”Hukuki Değil Siyasi!”
Sığınağı ve İbretlik Algı Yönetimi​ Ne zaman bir belediyede doğrudan temin usulsüzlükleri, ihaleye fesat karıştırma veya rüşvet çarkı somut belgelerle deşifre edilse, değişmeyen bayat bir nakarat hemen devreye sokuluyor: ” Bu operasyonlar hukuki değil, siyasidir!”

​İçişleri Bakanlığı’nın resmî açıklamalarıyla ve adli makamların kararlarıyla sabitleşen somut tablodan örneğin İzmit Belediyesi’ni alalım. İsmi ” Suç İşlemek Amacıyla Örgüt Kurma”, “İhaleye Fesat Karıştırma” ve “Rüşvet” gibi ağır isnatlarla tutuklama kararına ve görevden uzaklaştırmaya konu olmuş bir süreç var ortada.

​Buna rağmen tutunulan tek dal; olayı “siyasi mağduriyet” paravanı arkasına saklamak.

​İşte tam bu noktada, o kadim Türk mizahının ve bilgeliğinin zirvesi olan Nasreddin Hoca’nın o tarihi sorusu akıllara düşüyor:

​” Evine hırsız giren adama herkes yüklenmiş; ‘Kapıyı niye kilitflemedin, pencereyi niye açık bıraktın?’ diye… Hoca dayanamayıp haykırmış: Yahu, hırsızın hiç mi suçu yok?”

​Mülkiye müfettişleri dosyaları çarşaf çarşaf ortaya koymuş, tanıklar beyan vermiş, adrese teslim doğrudan teminlerin kimlerin akrabasına, hangi yakın çevreye peşkeş çekildiği belgelenmiş, adli makamlar tutuklama kararları vermiş…
​Ama birileri çıkıp hâlâ “Bu siyasi bir operasyondur” diyebiliyor.

​Sormak gerek: Kamu kaynağını yağmaladığı iddiasıyla yargı önüne çıkarılanların, o ihaleleri usulsüzce dağıtanların, tüyü bitmemiş yetimin hakkına el uzatanların hiç mi suçu yok?

​Siyasi Zırh, Yetim Hakkını Örtebilir mi?

​Bir belediye başkanının partisinin CHP, AKP, MHP ya da bir başka parti olması; rüşvet, yolsuzluk ve zimmet iddiaları karşısında ona cezasızlık zırhı kazandırabilir mi?

Hukuk devletinde partiküler aidiyetler suçu aklama vasıtası olabilir mi?

​Eğer bir ülkede kamu kaynağı korunacaksa, temiz eller operasyonunun partisi, rozeti, siyasi rengi olmaz!

Şayet kamu idaresinde görev yapan bir isim; yetkisini eşe, dosta, akrabaya adrese teslim doğrudan teminler dağıtmak için kullanmışsa ve bu durum adli belgelerle sabit görülmüşse, burada aranacak tek şey Hukukun Üstünlüğü ilkeleridir.

​”Bizim partimizden, öyleyse suçsuzdur” veya ” Operasyonu iktidar yapıyor, öyleyse siyasidir” mantığı; usulsüzlüğe göz yummak, yolsuzluğu meşrulaştırmaktır.

​Rüşvete, zimmete, kamu talanına “ama” ile yaklaşmak; mazlumun ve yetimin çalınan hakkına sessiz kalmaktır. Ve unutulmamalıdır ki, haksızlık karşısında sessiz kalmak, o suça örtülü ortak olmaktır!

​Temiz Eller İçin Hukukun Üstünlüğü Şarttır

​Yıllardır her fırsatta haykırdığımız bir hakikat var: Bu kentin, bu ülkenin helal parası hiçbir zümrenin, hiçbir belediye başkanının veya onun etrafındaki çıkar şebekelerinin şahsi serveti değildir.

​İtalyanların ” Mani Pulite” dediği ve tüm dünyanın saygıyla karşıladığı adalet arayışı; siyasi makamı ne olursa olsun suç işleyenlerin üzerine korkusuzca gidilebildiği an amacına ulaşır.

Türk yargısının ve emniyet birimlerinin belediyelerdeki bu mali usulsüzlüklerin üzerine kararlılıkla gitmesi, “siyasi baskı” olarak değil, kamu vicdanını rahatlatan bir temizlik olarak görülmelidir.

​Algı operasyonlarıyla, mağduriyet edebiyatıyla, “hırsızın hiç suçu yokmuş” gibi bir hava yaratıp adli süreçleri engellemeye çalışmak bu ülkeye yapılan en büyük kötülüktür.

​Son Söz :

Hukuk herkes içindir. Rozeti ne olursa olsun, kamu kaynağını şahsi ikbaline ve çevresine peşkeş çeken kim varsa bağımsız adalet önünde hesap vermelidir. Gerçek mağdur, kumpas veya siyaset söylemleriyle üzeri kapatılmak istenen milletin helal rızkıdır.
​Devran ne olursa olsun, hakikat tecelli edecek; hukuk herkese hakkını ve hak ettiğini teslim edecektir!

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir