Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
Sosyal Medya
Masaüstü Reklam 1
Masaüstü Reklam 1
Masaüstü Reklam 1
Vedat Çalık
Vedat Çalık

TEKEL’DEN BELSAYA; İZMİT’İN KENTSEL HAFIZASI ve RANT ANALİZİ: 3. BÖLÜM 

Kızıl Gökyüzü ve Sönen Tütün Kokusu: Bir Devrin İnfazı

1993 yılının o meşum gecesi, İzmit’in (Kocaeli) tarihindeki en büyük kentsel travmanın miladıdır. Şehrin kalbinde, o güne kadar sarsılmaz bir kale gibi yükselen Tekel Binası’ndan yükselen alevler, sadece bir yapıyı değil, bir kentin tüm toplumsal sözleşmesini küle çeviriyordu. Akademik bir perspektifle bu yangın, kentsel mekanın “yeniden üretilmesi” için başvurulan en radikal ve en karanlık “mekânsal tasfiye” yöntemidir.

I. Yangının Anatomisi: Bir “İnfaz” Sahnesi

Halkevi’nin o neşeli gürültüsünden çıkıp, “Tekel yanıyor!” nidasıyla sokağa fırlayan o küçük çocuğun (senin) gördüğü manzara, aslında bir kentin hafızasının itfaiye hortumlarının yetersizliğinde boğulmasıydı. O gece gökyüzü, kentin tütün kokulu geçmişine ağıt yakarcasına kızıla boyanmıştı. Binanın o heybetli taş duvarları, içerideki ahşap iskeletin çatırtılarıyla sarsılırken; İzmitli, sadece bir fabrikanın yanışını değil, kendi kimliğinin bir parçasının sökülüp atılışını izliyordu.

Analitik bir soğukkanlılıkla bakıldığında; yangın, kamuoyu mühendisliğinin o güne kadar ilmek ilmek işlediği “binanın köhneliği” masalının son perdesiydi. O gece o alevleri izleyen kalabalığın içindeki o derin sessizlik, aslında bir **”şok doktrini”**nin halk üzerindeki etkisinden başka bir şey değildi.

II. Hafızanın Kasıtlı Tasfiyesi ve “Delil Karartma”

Yangın sonrası ortaya çıkan manzara, bir kentin enkazı değil, bir rant projesinin tertemiz edilmiş arazisiydi. Tekel Binası’nın taşları henüz soğumadan, Anıtlar Kurulu’nun koruma kararları ve tarihi eser tescilleri o alevlerin arasında buhar olup uçmuştu. Bu, kentsel literatürde “Yaratıcı Yıkım” (Creative Destruction) kavramının en vahşi örneğidir.

Binanın içindeki o ulaşılamayan “yasak odalar”, o mühürlü defterler, fabrikadaki kızların zarafetine şahitlik eden o ahşap zeminler… Hepsi o gece “faili meçhul” bir suçun delilleri gibi yok edildi. Yangın, geçmiş ile gelecek arasındaki o ince köprüyü havaya uçurmuş; İzmitliyi, geçmişi olmayan, köksüz ve sadece bugüne hapsedilmiş bir “tüketici” yığınına dönüştürmenin önünü açmıştır.

III. Çocukluktan Kentli Bilincine Kalan Enkaz

Senin o gece yangını izlemeye koşan çocuk gözlerin, bugün o enkazın altından çıkan gerçeği çok daha net görüyor: Kentlilik bilinci, o gece o yangın yerinde, o alevleri söndüremeyen çaresiz itfaiye sirenlerinin sesinde kaybedildi. Babanın büfesindeki o sigara karnesi, o gece anlamını yitirdi; çünkü o karneyle gidilecek bir “şato” artık yoktu.

Bu yangın, İzmit’in sosyal dokusunda onarılamaz bir gedik açtı. Fabrika kızlarının mavi önlükleri, dumanla birlikte gökyüzüne karışırken; kentin meydanı artık bir üretim ve dayanışma alanı değil, bir “gayrimenkul spekülasyonu”sahasına dönüşmüştü. O gece dumanı soluyan her çocuk, aslında kendi geleceğinin betonlaşmasına şahitlik ediyordu.

IV. Sonuç: Küllerden Yükselen “Ruhsuzluk”

Yangın nihayete erdiğinde, geriye kalan boşluk sadece fiziksel bir alan değildi. O boşluk, kentin kalbinde açılmış devasa bir kimlik çukuruydu. Siyaset ve sermaye işbirliği, bu çukuru doldurmak için Belsa Plaza’nın o soğuk, cam ve beton projelerini çoktan hazırda bekletiyordu. Hafıza tasfiye edilmiş, suç mahalli temizlenmiş ve İzmit, kendi tarihine yabancılaştırılmak üzere o “büyük dönüşüme” mahkûm edilmişti.

Devam edecek :

Yarın: Mekansal Kırılma ve Sosyolojik Çöküş Başlangıcı Olarak Belsa Plaza konusunu konuşacağız. / Bekleriz…

Vedat ÇALIK

 

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir