Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
Sosyal Medya
Masaüstü Reklam 1
Masaüstü Reklam 1
Masaüstü Reklam 1

BALAT’TA BİR ANTİKA HIRSIZLIĞI” BÖLÜM 3

“Egemenlik Devredilemez: Türk Yargısı Neden Susturuldu?” Yazı dizimizin ilk iki

“Egemenlik Devredilemez: Türk Yargısı Neden Susturuldu?”

Yazı dizimizin ilk iki bölümünde Balat’ta yaşanan o tuhaf hırsızlığı ve Fener Rum Patrikhanesi bünyesinde kurulan illegal “Patrik Mahkemesi”ni belgeleriyle ortaya koymuştuk. Şimdi asıl yakıcı soruyu sormanın vakti geldi: Türkiye Cumhuriyeti’nin bağımsız mahkemeleri, kendi sınırları içindeki bir hırsızlık vakasında neden susturuldu?

Egemenlik, bir devletin kendi toprakları üzerinde kayıtsız şartsız söz sahibi olmasıdır. Bu egemenliğin en somut göstergesi ise “Yargı Yetkisi”dir. Anayasamızın 6. maddesi açıkça der ki: “Hiçbir kimse veya organ kaynağını Anayasadan almayan bir Devlet yetkisi kullanamaz.” Peki, kaynağını Anayasa’dan almayan o “Patrik Mahkemesi”, nasıl oldu da Türk yargısının önüne geçti?

Adliye Yerine Kilise Koridoru

Hırsızlık zanlısı Agathangeleos Siskos, suçüstü yakalanmasına ve kamera kayıtları ortada olmasına rağmen neden alelacele serbest bırakıldı? Normal şartlarda Türk Ceza Kanunu’na göre “nitelikli hırsızlık” suçundan hakim karşısına çıkması, tutuklu yargılanması veya en azından adli kontrol şartıyla takip edilmesi gereken bir şahıs, nasıl oldu da bir anda buharlaşıp Patrikhanenin kendi “iç yargılamasına” terk edildi?

Burada iki ihtimal var ve ikisi de hukuk devleti adına ürkütücüdür:

  1. Dış Müdahale: Acaba “dinler arası diyalog” veya “diplomatik hassasiyetler” adı altında, yargıya birileri tarafından “dokunmayın” talimatı mı verildi?

2.Kabulleniş: Yoksa Türk adli makamları, Patrikhanenin bu “paralel yargı” düzenini kanıksadı mı?

Eşitlik İlkesi Ayaklar Altında

Anayasamızın 10. maddesi “Herkes kanun önünde eşittir” der. Şimdi sormak lazım: Eğer bu antika saati çalan kişi bir cami imamı, bir okul müdürü veya sıradan bir vatandaş Vedat olsaydı; polis merkezi önünde “Biz onu kendi kurumumuzda yargılayacağız” diyen bir heyet tarafından alınıp götürülebilir miydi? Tabii ki hayır! O kişi, Türk Milleti adına karar veren bir hakimin karşısına çıkar, kelepçesi vurulur ve adalete hesap verirdi.

Ancak Siskos olayında adalet, adliye saraylarından alınıp kilise koridorlarına hapsedilmiştir. Bir hırsızın Türk yargısından “kaçırılması”, sadece o dükkan sahibinin hakkının gasp edilmesi değil, Türkiye Cumhuriyeti’nin egemenlik haklarına vurulmuş bir darbedir.

Susturulan Sadece Adalet mi?

Yazımın başında sorduğum “Neden susturuldu?” sorusunun cevabı aslında çok derinlerde saklı. Lozan’ı delmeye çalışan, “Ekümenlik” iddiasıyla İstanbul’un göbeğinde özerk bir yapı kurma hayali kuranlar, bu tür küçük vakaları birer “yetki testi” olarak kullanıyorlar. “Bakın, biz kendi hırsızımızı bile size yargılatmıyoruz” mesajı veriliyor.

Biz sustukça, adli makamlar “aman huzur bozulmasın” dedikçe, Lozan’ın o çelikten maddeleri paslanmaya mahkum kalıyor. Bir devlet, bir adi hırsızı bile yargılayamıyorsa, orada egemenlikten bahsetmek sadece bir temenniden ibaret kalır.

Bir sonraki bölümde; bu “yargı kaçırma” operasyonunun arkasındaki asıl tehlikeyi, yani “Ekümenlik” maskesiyle Lozan’ın nasıl infaz edildiğini ele alacağız.

Devam Edecek :

Yarın: “Lozan’ın İnfazı: Ekümenlik Maskesiyle Gelen Bağımsızlık İddiası” 

Vedat ÇALIK

Masaüstü Reklam 1 Masaüstü Reklam 1

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İzmit Belediyesi meclis toplantısında konuşan MHP’li Meclis Üyesi Fatih Galyan,
Sıradaki Haber Fatih Galyan’dan 3 Mayıs mesajı: “MHP, Türk milliyetçiliğinin yegâne kalesidir”