Yeni bir yılın gelişini her zaman heyecanla karşılamışımdır. Her yerin ışıl ışıl olması, süslenmesi, insanların hevesleri ve mutlu olmaları… Bir önceki yıldan umudunu kesenlere yeni bir yıl, yeni bir başlangıç belki de. Fakat maalesef ki herkes aynı düşüncede değil.
Geçtiğimiz günlerde bir mağazanın yılbaşı için ayırdığı dekorasyon bölümüne bakarken çevremdeki bazı insanların -sanki çok kötü bir şey yapıyormuşum gibi- bakışlarını topladım. Bir adam bana bakarak “Burası Müslüman ülkesi bunlar ne böyle” diyerek sitem eden sözlerine şahit oldum. Şu an pek çok Müslüman ülkesinde yılbaşı hazırlığı yapılıyor. Sanmıyorum ki oralarda kimse Türkiye’deki gibi bir tepki ile karşılaşsın.
Günümüzde çoğunlukla popüler kültürün ve jeopolitik etkilerin neticesinde Hristiyanların bayramı olan Noel Bayramını, yılbaşı olarak zannedilip bunun dinen yasak olduğuna inanan insanlar azımsanamayacak kadar fazladır. Noel Bayramı 24 Aralık Noel arefesi ile çoğu ülkelerde 26 Aralık akşamına kadar devam eden, Hz. İsa (a.s)’ın doğumunun kutlandığı bir Hristiyan Bayramı’dır. İşin özü yeni bir yılı kutlamanın bir sakıncası olduğunu düşünmüyorum.
Noel in yılbaşına yakın zamana geldiği için yılbaşı kutlaması zannedip bunun kültürde ve adette yerinin olmadığını sözüm onlara birçok din tüccarlarının “Yılbaşı kutlanmaz Hristiyanların Noel Bayramıdır” gibi lafları ile günümüzde birçok insanın bu sözlere aldanıp Noel ile Yılbaşını aynı kutlama olarak zannetmektedir.
Gelelim Ağaç süslemeye…
Türkler, uzun bir tarih boyunca birbirinden farklı birçok dinin ve inanç sisteminin etkisi altında kalmıştır. Geniş bir coğrafya ve farklı iklim kuşağında yaşamış olan Türkler, tarihleri boyunca Gök Tanrı dini, Budizm, Maniheizm, Musevilik, Nesturi, Hıristiyanlık ve İslam dini gibi birçok dinî inanışı kabul etmiş, günümüzde de dinî çeşitliliğini eskiden olduğu gibi devam ettirmiştir.
Nardugan, İslamiyet öncesi Orta Asya ve Anadolu topraklarında yaşamış olan Türklerde ve Sümerlerde kutlanılan yeni yıl bayramıdır. Her sene geleneksel olarak 22 Aralık’tan sonra ayın ilk dolunay şeklini almasıyla kutlanır. Eski Türklerin inanışına göre gece ve gündüz sürekli savaş hâlindedir ve en uzun gece 21 Aralık’tır, o günden sonra geceler kısalır, gündüzler uzamaya başlar. Ay takviminin kullanıldığı bu dönemden sonra çıkan ilk dolunay yeni bir yılın ilk günüdür.
Türkler, bazı nesnelerin kutsal olduklarını düşünerek halı, kilim ya da kumaşlara hayat ağacı, ay ve güneş gibi motifleri işlemişler, resim ya da heykel olan nesneleri de evlerinin bir köşesinde bulundurarak onları kötülüklerden koruduğuna inanmışlardır. Türk inanışlarında, bolluk ve bereketin sembolü hâline gelen birçok nesnenin ve bunlara bağlı olarak değişen inanışların içinde gökyüzü olayları, gök cisimleri, ağaç sembolleri kutlamalarda önemini bir şekilde korumuştur. İnanç sistemlerinde ay ve güneş, bitmeyen enerjileri olduğundan insanlarda verimlilik sembolü olarak kabul görmüş ve kutsal olarak benimsenmiştir. Eski Türk inanışında güneş, kötülüklerle savaşarak onları uzaklaştıran ve huzur getiren, ay ise battıktan sonra güneşin ışığını gönderdiği için kutsal olarak kabul edilmiş, bu sebeple güneş ve ayın gösterdikleri hareketleri anlamlandırarak bazı ritüeller gerçekleştirmişlerdir. Nardugan kutlamaları da bu ritüellerden biridir ve ilk olarak Göktürklerin Orhun Kitabeleri’nde karşımıza çıkmaktadır. Uygur Türklerinin mitolojik hikâyelerinde de aynı kutlama ritüellerinin yapıldığı görülmektedir.
EN ULU AKÇAM AĞACI
Gök kavramı ve bazı ağaçlar, Türkler için kutsal olarak kabul edilen eski inanışlardan biridir ve Nardugan kutlamalarında da önemli bir anlam taşımaktadır. Eski Türkler her sene 22 Aralık’ta güneşin yeniden doğma zamanı olan Nardugan bayramı yaklaştığında yaşadıkları çevreyi ve evlerini temizlemişler kutlama günü geldiğinde en güzel ve en temiz kıyafetlerini giymişlerdir. Tanrı Ülgen’e sunacakları hediyeleri yanlarına alarak gruplar hâlinde şarkılar söyleyip yaşadıkları bölgede bulunan yüksek görünüşüyle en ulu akçam ağacını süslemişler, ağacın altına da Tanrı Ülgen’e ulaşması için çeşitli hediyeler bırakarak ona dualar etmişlerdir. Kutlamalarda genç kızlar ve kadınlar bant hazırlamış ve bu bantları ağacın ulaşabildikleri dallarına bağlamaları için herkese dağıtmışlardır. Hayvanların kıllarını birleştirerek oluşturdukları keçe benzeri bu bantlara, kutsal saydıkları hayat ağacı motiflerini işlemişler, dilek ve istekte bulunarak akçam ağacının dallarını süslemişlerdir. Geçmiş dönemlerden bu zamana kadar yapılan bu dilek ve istek geleneği günümüzde de ermiş, evliya, yatır mezarlarına veya oradaki mezarların yakınlarında bulunan herhangi bir ağacın dallarına bağlanarak devam etmiştir.
Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Madde 10: Herkes dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayrım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir.
Bir yere bağlamak gerekirse, bırakın da insanlar istedikleri gibi yaşasınlar. Ağaç süslemek isteyen süslesin, kutlamak isteyen kutlasın. İstemeyen kutlamasın.
Ben ağacımı süsledim ve yeni bir yılın gelişini bekliyorum.
Güneş’in Ay’a galip geldiği, Karanlığın Işığa yenildiği, İyiliğin kazandığı Mutlu Narduganlar…




YORUMLAR