Günümüzün gerçeği midir bilinmez ama hepimiz modern hayatın kölesi olmuş gibiyiz. Birimiz değil, hepimiz… Popüler kültürün içine doğmuş, onunla büyümüş milyonlarca insan olarak hayatımıza devam ediyoruz. Gözümüz hep ekranlarda, aklımız ise “başkalarının hayatı”nda. Peki, popüler kültürün bizleri ne hale getirdiğini gerçekten görebiliyor muyuz?
Nihal Candan’ın ölümü bu soruyu tekrar düşündürttü bana. Sosyal medya dediğimiz sanal dünyada herkes çok mutlu, çok güzel, çok başarılı görünüyor. Herkesin hayatı adeta kusursuz… Ama gerçekler o kadar parlak değil. O cafcaflı hayatların geldiği noktaya şahit olduk. Gerçekle kurgu birbirine karıştı. Sahici olanla sahte olanın sınırı silindi. Bu yaşananlardan ders çıkarır mıyız? Zor. Çünkü biz zaten geçmişte hangi olaydan ders çıkardık ki?
Aslında çözüm karmaşık değil: Elindekine şükretmek, sade yaşamak, sahip olduklarınla mutlu olmak. Yani minimal bir yaşam sürmek. Ama nedense kimse “yetinmeyi” bilmiyor. Belki de Nihal Candan sadece kendi hayatını yaşasaydı, bugüne kadar sağlıklı bir şekilde devam edebilirdi.
Bugün bir röportajını izledim. Hatırlarsınız, ilk kez bir televizyon yarışmasıyla tanıdık onu. Röportajda programa nasıl katıldığını anlatıyor. Bir arkadaşı, “Sen alışveriş yapmayı seviyorsun, AVM’lerde geçireceğin zamanı bu programda geçirebilirsin” demiş. O küçük öneri, belki de tüm hayatını değiştiren kırılma noktası oldu. Çünkü hayat, küçük seçimlerin toplamı. Doğru ile yanlışı ayırt edemediğimiz yaşlarda verdiğimiz kararların bedelini ileride ödüyoruz.
Bu noktada aile devreye giriyor. Belki ailesi daha fazla sahip çıksaydı, daha erken dur deseydi, bugün her şey farklı olabilirdi. Annesinin cenazede söylediği söz hâlâ kulağımda çınlıyor: “Benim çocuklarım iyi insanlardı, sadece soytarılık yaptılar.” Ne kadar acı, ne kadar derin bir cümle…
Çocuklar bir süreliğine ailelerinin yönlendirmesine muhtaç. Elbette herkesin karakteri farklı, ama bir çocuğun kaderinde ailenin rolü asla yadsınamaz. Ne yazık ki şimdi gençler popüler kültürün ortasında büyüyor. Her şey yapaylaştı. Gerçek ilişkiler, gerçek duygular neredeyse yok oldu.
Umarım bir gün kendi kültürümüzün, öz değerlerimizin farkına varırız. Ve umarım gençlerimiz, “görünmek” uğruna kendilerini yitirmeden, “yaşamak” ne demekti onu hatırlayarak yollarını çizerler.




YORUMLAR