Türkiye, belki de son yılların en sessiz ama en kritik yasalarından birini, İklim Kanunu’nu 2 Temmuz’da TBMM’den geçirerek yürürlüğe koydu. O kadar gürültüsüz geçti ki, ülkenin yarısı seçim tartışmalarına dalmışken, geri kalanı da yaz sıcaklarının pençesinde serin bir gölge arıyordu. Oysa bu yasanın gölgesi, önümüzdeki yarım asrı soğutacak ya da kavuracak kadar güçlü.
Peki bu kanun bize ne getirdi?
Her şeyden önce bir yol haritası.
Türkiye ilk kez iklim değişikliğiyle mücadeleyi bir “gönül işi” olmaktan çıkardı, bir “hukuk işi” haline getirdi. Net sıfır emisyon hedefi 2053’e sabitlendi. Artık devletin, sanayicinin, çiftçinin, yatırımcının hatta vatandaşın önünde yazılı, bağlayıcı bir metin var: Sıfır karbon bir fantezi değil, yasal bir sorumluluk.
İkinci kazanç, finans ve piyasalar boyutunda. Kanunla birlikte Emisyon Ticaret Sistemi (ETS) kurulacak. Karbon piyasası açıldığında Türkiye, Avrupa’nın sınırda karbon düzenlemelerinden muaf kalmaya çalışacak, ucuz maliyetle ‘yeşil kredi’ bulacak, ihracat pazarlarını koruyacak. Kısacası sanayici de çiftçi de nefes alacak; ama eski alışkanlıklarla değil, temiz yatırımlarla.
Üçüncüsü, bu iş sadece devlete yüklenmedi. Kanun, “adil geçiş” ilkesiyle dönüşümün faturasını en zayıfa yıkmamayı vaat ediyor. Kömür madeninde çalışan bir işçiden, kuraklıktan nasibini alan köylüye kadar her kesim bu süreçte korunacak. En azından kâğıt üzerinde öyle…
⸻
Dünya ise bu kanunun ne kadar gerekli olduğunu her gün ispatlıyor. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin İsviçre’ye verdiği tarihi karar, iklim krizini insan hakkı ihlali saydı. Latin Amerika İnsan Hakları Mahkemesi, devletlere iklim krizine karşı harekete geçme ödevi yükledi. Dev enerji devleri, küresel mahkemelerde karbon ayak izinden ötürü tazminat davalarıyla boğuşuyor. Yetmedi, Avrupa Merkez Bankası, aşırı hava olaylarının Euro bölgesinde %5’lik bir gelir kaybı yaratabileceğini açıkladı.
Dünyanın dört bir yanında hukuk sistemi ‘iklim savcısı’ rolüne bürünüyor. Yani top artık bilim insanlarında değil, hâkimlerde. Ve bu rüzgâra kapılmamak, küresel ticarette yer bulamamak demek.
⸻
Kabul edelim; Türkiye için asıl imtihan şimdi başlıyor. Yasayı çıkarmak kolay, uygulamak meşakkatli. Karbon piyasasının şeffaf işlemesi, gelirlerin adil paylaşılması, ‘yeşil’ görünen projelerin doğayı katletmemesi, yereldeki belediyelerin sel, kuraklık, yangın gibi felaketlere uyum sağlayacak altyapıyı geliştirmesi… Bunlar hepsi madde madde yazıldı. Ama her madde, bu topraklarda gerçek anlamda birer “iklim kahramanı” ister.
Türkiye, küresel bir iklim felaketinin kenarında, bugünü kurtaran ama yarını çürütmeyen bir model inşa edebilir mi?
Belki de bu sorunun cevabını kanun değil, o kanuna sadık kalacak vicdanlar belirleyecek.




YORUMLAR